Haberler


30.6.2016
 
PROF. BALCI'DAN AY-BİR AÇIKLAMASI
Kaynak:   
 

İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Yusuf Balcı ile kurumun faaliyetlerini konuştuk

İbrahim Ethem Gören | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Prof. Dr. Yusuf Balcı duayen bir akademisyen, kıdemli bir bürokrat… Ankara’da devlet aygıtında Müsteşarlık dâhil pek çok üst düzey hizmeti deruhte etmiş olan Balcı, halen İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği AYBİR’in başkanlık görevini yürütüyor. Prof. Dr. Balcı ile Ankara’da AYBİR’i konuştuk.

İbrahim Ethem gören: Yusuf Bey, AYBİR nasıl bir ihtiyaca binaen kuruldu?

Prof. Dr. Yusuf Balcı: Öncelikle bu mülakat için Birliğimize ve şahsıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim. Bilindiği üzere, Osmanlı Devletinin zayıflamaya başlamasından itibaren İslam dünyasının sorunları da artmıştır. Osmanlı devletinin yıkılmasıyla birlikte neredeyse tüm İslam coğrafyası işgale uğramış, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra büyük kısmı sun’i sınırlarla ayrılmış mevcut devletler ortaya çıkmıştır. Ancak; ekonomik, askeri ve siyasi gücü elinde bulunduran Batı’nın karşısında temel hakikati temsil eden Müslümanların üzerinde yaşadığı, enerji kaynaklarının önemli kısmını da barındıran bu topraklar, özel olarak kaos ve çatışma içinde tutulmuştur. Öyle ki, günümüzde İslam dünyası genel olarak yoksulluk, kan ve gözyaşı içindedir. Başta hemen yanı başımızda, Suriye’de yaşanan insanlık dramı hepimizi derinden üzüyor. O insanların, kadınların, çocukların düştükleri durum, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Ve bu dönemde yaşayan milyarlarca insan tarihin bu utanç sayfasında yaşamış olarak tarihe, kayda geçecektir.

Saydığınız sorunların arka planında ne tür aktörler var?

İslam âleminin yaşadığı ağır sorunların arkasında dış faktörlerin etkileri şüphesiz büyüktür. Ancak, İslam dünyasının bizatihi kendi yapısal sorunları da göz ardı edilemez. Gerek sinsi ve acımasız plan ve saldırılara karşı doğru ve yeterli tepki verebilme, gerekse İslam dünyasının temel sorunlarının çözümü noktasında ilim ve fikir adamlarına büyük sorumluluk ve görevler düşmektedir.

Doğal ve beşeri kaynakları zengin İslam coğrafyası, tarihi ve kültürel köklerinden insanlığın beklediği adalet ve barışı getirecek yeni medeniyetin yeşereceği yegâne topraklardır.

AYBİR’İN GAYESİ BİLGİ TOPLUMUNA GEÇİŞ SÜRECİNDE İSLAM MEDENİYETİNİN YENİDEN İHYA ETMEKTİR.

İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği olarak gayemiz, bilgi toplumuna geçiş sürecinde değişen dünyada İslam medeniyetinin yeniden ihyasıdır. Görüldüğü gibi birliğimizin, bir arada oluşumuzun gayesi büyüktür.

İşte bu ulvi gaye doğrultusunda, İslam âlemindeki akademisyen ve yazarları buluşturabilecek uluslararası bir statüye sahip olan “İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği”nde (AYBİR) bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Esas olarak şöyle düşünmek lazım: Ömür geçiyor. Akademisyenler için de öyle. Akademik çalışmalar, unvanlar… Kendi alanında iyi bir ilim adamı olma gayreti –ki bana göre bu çok önemli ve asli olmalıdır- derken ömür geçiyor. Peki yaşadığımız toplumun, ülkenin, İslam dünyasının sorunları için bu beynin, bedenin yapabileceği hiçbir şey yok mu? Tabi ki vardır. İşte bu noktada en güzel örneğimiz Rahmetli Hocam Prof. Dr. Sabahaddin Zaim’dir. Hem alanında çok iyi bir ilim adamı, hem de söylediğim bu ulvi alanlara ömrünü vakfetmiş bir insandır. İşte biz de esas olarak Sabahaddin Hocamızın misyonunu kurumsal olarak devam ettirme gayreti içindeyiz.

AYBİR’i diğer STK’lardan ayıran bariz bir vasfı var mı?

AYBİR’in diğer STK’lardan önemli bir farkı, aynı zamanda Dernekler Kanunu’na tabi olmakla birlikte, 3335 sayılı Kanuna göre Bakanlar Kurulu Kararıyla uluslararası üye alabilecek şekilde kurulmuş olan az sayıda Uluslararası Birlik statüsü taşıyan kuruluşlardan bir olmasıdır. Buradaki en önemli husus, TC vatandaşı olmayanların da AYBİR’e üye olabilmesi ve Birliğin yurt dışında temsilcilik oluşturma imkânının da olmasıdır.

AYBİR’in bu formel ya da hukuki farkının yanında şunu da ilave etmek isterim ki, Türkiye’nin ve İslam dünyasının problemlerinin en başında cehalet problemi gelmektedir. İşte bu noktada Müslüman ilim ve fikir adamlarına büyük sorumluluk düşmekte olup, AYBİR’in doğrudan böyle kritik bir alanda çalışması da nitel olarak önemli bir farklılık oluşturmaktadır.

Kurumun misyonu nedir?

2014 yılında göreve geldikten sonra Birliğin vizyon ve misyonuna yoğun bir şekilde çalıştık. Tabii bunları şekli, formel meseleler olarak görmemek lazım. Vizyon ve misyondan maksat, bir araya geliş gayemizi, ne yapmak istediğimizi, nereye varmak istediğimizi somut olarak ifade etmektir.

AYBİR BİLGİ ÇAĞINDA İSLAM MEDENİYETİNİN YÜKSELİŞİNE ÖNCÜ OLMAK İSTİYOR

AYBİR’in vizyonu: “Bilgi çağında İslâm medeniyetinin yükselişinde öncü olmak.” Misyonumuz ise: “Türkiye'nin ve İslâm Dünyası'nın ilmi ve fikri potansiyelini harekete geçirmek; entellektüellerin ve akademisyenlerin işbirliğini geliştirerek temel sorunlara bilimsel ve sürdürebilir çözümler üretmek.”

Birliğinizin temel fonksiyonu nedir?

Az önce belirttiğim ve AYBİR’in ana gayesini oluşturan bu ulvi İslam davasında Birliğimizin temel fonksiyonu; Türkiye’nin ve İslam dünyasının ilmi ve fikri potansiyelini harekete geçirmek, akademisyen ve yazarlar arasında işbirliği sağlayarak bir sinerji oluşturmak, temel meselelere yönelik kalıcı çözümler üzerinde çalışmalar yapmaktır.

Böylece, bilgi toplumunda yeniden hâkim güç olacak İslam dünyasının ekonomik, sosyal ve kültürel altyapısının güçlendirilmesinde, sancılı bir doğum aşamasını yaşadığımız İslam medeniyetinin yeniden ihyasında bizlerin de bir tuğla koyabileceğine inanıyorum.

Böyle bir misyonun tahakkuku için neler yapıyorsunuz?

Bir yandan kendi kurumsal yapımızla ilgili çalışmalar yürütürken tabi ki asıl misyonumuz doğrultusunda çalışmalar yapıyoruz. Yurt içinde ve yurt dışında teşkilatlanma çalışmalarımız var.

Merkeziniz nerede? Kaç üyeniz var?

Merkezimiz İstanbul Fatih’te. 300’ü aşkın üyemiz var.

Şubeleşiyor musunuz?

Gaziantep ve Bursa Şubelerimiz açıldı. Mısır, Kuveyt ve Cezayir’de temsilciliklerimiz oluşturulmasında son aşamadayız. Web sitemizi yeniden hazırladık. Üç dilde Türkçe, İngilizce ve Arapça hizmet verecek şekilde çok yakında hizmete sunacağız. Aynı şekilde logomuz üzerine de çok çalıştık. Sade, modern fakat klasik unsurları da barındıran yeni logomuzla birlikte 1-2 hafta içinde kurumsal kimlik çalışmalarımızı tamamlamış olacağız.

Tabi asıl önemlisi misyonumuz doğrultusunda çalışmalar. Ekip olarak göreve geldiğimiz son iki yılda bir Müslüman’a, ilim adamına düşen en önemli görev olan Hakk’ı söyleme misyonunu en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştık. Aslında Birliğimizin önemli bir fonksiyonu da Ümmetin, ilim adamlarının aklının ve vicdanın sesi olarak “toplu ses” fonksiyonu icra etmesi. Türkiye’nin ve İslam dünyasının içinde bulunduğu ve sıcak sorunların yaşandığı bu süreçte önemli konularda “Basın Açıklamaları” yaptık. Bunlar, çok ses getirdi, en fazla bilinen yazılı ve görsel medyada yer aldı. Aslında Hakk’ı söyleyiş, ifade tarzınız çok önemli. Eğer sağduyunun yanında belirli bir seviye ve kaliteyi taşıyorsa çok farklı kesimlerce de kabul görüyor, destekleniyor söyledikleriniz. Basın açıklamalarımız elhamdülillah böyle tepkiler aldı.

Diğer yandan, Birlik Merkezimizde Osmanlıca, Arapça ve İngilizce eğitim çalışmaları yürütüyoruz. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında toplantılar yaptık. Ve bildiğiniz üzere Yeni Türkiye Konferanslarını başlattık.

Söz buraya gelmişken, başlattığınız Yeni Türkiye Konferanslarından bahseder misiniz? Böyle bir Konferans dizisine niçin gerek gördünüz?

Yeni Türkiye mefhumu üzerinde kısaca durmak isterim.

Hay hay…

Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki, dünya artık eski dünya değildir. Dünyamız sanayi toplumundan bilgi toplumuna, bilgi çağına geçerken köklü bir değişim içinde... 20. asrın sonlarından itibaren iyice belirli hale gelen bu değişim, teknolojik, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda eski paradigmaları yerle bir etmiştir. Bu değişimi anlayamayan, buna cevap veremeyen ve gerekli yapısal reformları gerçekleştirmede geciken, dünyada her şey aynı kalıyormuş gibi bir tutum içinde olan ülkeler, 20. yüzyıldaki konumlarını da muhafaza edemeyecek ve çok geriden gelen ülkelerin dahi gerisine düşecektir. Türkiye’nin; sanayi devrimini –tabir caizse- ıskaladığı gibi, bilgi toplumunu ıskalama, dünyadaki değişimin ve dönüşümün gerisinde kalma lüksü yoktur.

Hatta şimdi Türkiye’nin önünde büyük bir fırsat vardır. Türkiye, bu değişimi ve dönüşümü hızlı gerçekleştirebildiği takdirde, daha önce çok gerisinde olduğu ülkeleri yakalama ve önüne geçme imkânına sahiptir.

Bilindiği üzere, son döneme kadar dünyada değişimi yöneten, gündemi belirleyen hep egemen güçler olmuştur. Mesela, ABD 1990 sonrasında “Yeni Dünya Düzeni” kavramını ortaya atmış, herkes bunu tartışmış ve tüm dünya da buna göre pozisyon almıştı. Nitekim, Roosevelt de “New Deal” (Yeni Düzen) sloganını 1930’larda ortaya attığında, aslında sadece Amerika’yı ve dar manada ekonomik buhrandan çıkışı değil, ABD’nin dünyayı tanzim edici bir güç olmasını ve bir heyecanı da ifade ediyordu.

‘YENİ TÜRKİYE’ KAVRAMI TÜRKİYE İLE SINIRLI OLMAYIP İSLAM DÜNYASINI VE TÜM DÜNYAYI İÇERMEKTEDİR.

Şimdi, içinde olduğumuz süreçte ise, artık Türkiye de proaktif rol almakta, gelişmeleri, değişimi ve gündemi takip eden bir konumdan “belirleyici” bir konuma yükselmektedir. Bu hedefin en veciz ifadesi ise “Yeni Türkiye”dir. “Yeni Türkiye”, aslında Türkiye ile sınırlı bir vizyon ve konu olmayıp, İslam dünyasını ve dünyayı da içermektedir.

Yeni Türkiye’nin ne olduğu, bundan ne kastedildiği, nasıl inşa edileceği, hem ülkemiz hem de İslam dünyası bakımından büyük önem arz etmektedir.

Yeni Türkiye mefkûresinin siyasi olarak öne çıkarılması şüphesiz önemlidir. Hemen belirteyim ki, biz AYBİR olarak Yeni Türkiye Konferanslarını, “Yeni Türkiye” sloganı seçimlerde siyasi olarak kullanılmadan önce başlattık.

Malum olduğu üzere büyük mefkurelerin, ülkülerin içinin doldurulması gerekir. Bu noktada her halde münevverlere görev düşüyor.

Elbette. Bu büyük ülkünün içinin ilim ve fikir adamları tarafından doldurulması gerekir.

Yeni Türkiye konferanslarına kimler konuşmacı olarak katıldı?

Yeni Türkiye Konferanslarının ilkini İstanbul’da Sayın Başbakan Yardımcımız Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un verdiği çok kapsamlı ve ufuk açıcı bir konferans ile gerçekleştirdik.

Yeni Türkiye Konferansları İslam ülkelerinin temel meseleleriyle devam etti. Kültür başkentlerimizden Kahramanmaraş’ta Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ömer Çelik’in katılımıyla “Yeni Türkiye ve Kültür” konusunu ele aldık. Bunu, tarihimizin önemli başkenti Bursa’da Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç’ın verdiği “Yeni Türkiye’nin Tarihi Kökleri” ve üç imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul’da Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın İdris Güllüce’nin verdiği “Yeni Türkiye ve Şehir” konulu konferanslar takip etti.

Yeni Türkiye Konferanslarının beşincisinde ülkemizin Rusya’ya bakan essiz bir coğrafyaya sahip Ordu’da “Türkiye – Rusya İlişkileri” konusunu alanın en iyi uzmanlarını bir araya getirerek ele aldık. Yeni Türkiye Konferanslarının altıncısı, TBMM Başkanımız Sayın İsmail Kahraman Beyefendi’nin İstanbul Üniversitesinde verdiği “Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa” konulu çok kapsamlı bir konferansla gerçekleştirdik. Türkiye’nin ve İslam dünyasının temel meselelerini konuşmaya, masaya yatırmaya önümüzdeki dönemde de devam edeceğiz. Konferanslarımız yoğun ilgiye mazhar oluyor.

Konferanslarınızın gördüğü ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

Yeni Türkiye Konferanslarımız ülkemizin her köşesinden, ilim adamlarımızdan, gençlerden ve halkımızdan büyük bir ilgi gördü, teveccühe mazhar oldu. Birçok şehrimizden talepler var. Toplantılarımızın tamamına bakanlar, önemli simalar katıldı, yurtdışından katılımlar oldu. Salonlarımız hıncahınç doldu. Toplantılarımız kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Yeni Türkiye Konferanslarımız, özellikle yerel dinamiklerin canlanmasına vesile oldu.

Tabi bu geniş alakanın sebepleri var. Birincisi konferans serimiz başta da söylediğim gibi tarihi bir misyonun, bir uyanışın günümüzdeki ifadesi. İkinci olarak, seçtiğimiz konular bir yandan tematik ve jenerik olarak hem Türkiye, hem de İslam dünyası bakımından önemli konular, diğer yandan yerellikle de örtüşüyor. Mesela Yeni “Türkiye’nin Tarihi Kökleri” konusunu Bursa’da, “Yeni Türkiye ve Kültür” konusunu Kahramanmaraş’ta işlememiz gibi… Tabi. Konferanslarımıza katılan konuşmacıların alanında en önemli ve yetkin kişiler olması da önemli bir faktör. Son olarak şunu belirteyim ki, bu başarıda organizasyonun da önemli payı var. Bu vesileyle toplantılarımıza ev sahipliği yapan üniversitelerimize ve belediyelerimize teşekkür ederim. Bu arada yine belirteyim ki, başkalarının altyapısıyla başarılı organizasyon yapmak aslında çok zor bir şey. Artılarını, zafiyetlerini, huyunu-suyunu bilmediğiniz insanlarla dar bir zamanda iş görüyorsunuz. Sizin kalite, titizlik standardınız farklı bir yerde olabiliyor. Bazen söz geçirmekte zorlanma gibi konular olabiliyor ama neticede elhamdülillah organizasyonlarımız çok güzel oldu.

Yeri gelmişken sorayım; son konferansınızda TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman’ın laiklik konusundaki söylemi çok tartışıldı, Sayın Başkan belli kesimler tarafından hakarete varan eleştirilere uğradı. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Evet, daha önce de belirttiğim gibi, TBMM Başkanımız Sayın İsmail Kahraman’ın konuşmacı olduğu “Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa” konusunun ele alındığı Yeni Türkiye Konferanslarımızın 6.’ıncısını, 25 Nisan 2016 tarihinde İstanbul Üniversitesi’nde tarihi Doktora Salonunda İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği (AYBİR) olarak gerçekleştirdik.

Konferans son derece nezih, seviyeli ve akademik bir ortamda gerçekleşti. Bu vesileyle, TBMM Başkanımız Sayın İsmail Kahraman’a davetimizi kabul ederek Konferansımızı onurlandırdığı ve yaptığı kapsamlı konuşmadan dolayı teşekkür ederiz.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Sayın Başkan konuşmasında, kamuoyunda insafsız ve maksatlı saldırılara maruz kalan, yeni bir anayasada laiklik konusunun nasıl değerlendirileceğine ilişkin görüşlerinin yanında, düşüncelerin özgürce ifade edildiği üniversite kürsüsünde birçok önemli hususa temas etmiştir. Türkiye’nin anayasal tarihini de ele aldığı konuşmasında, 1960 Darbesi başta olmak üzere birçok darbeye ve darbe girişimlerine şahit olmuş bir siyasetçi olarak, anayasanın darbelere bahane oluşturacak unsurlar barındırmaması hususu üzerinde durmuştur.

Ayrıca Sayın Başkan, konuşmasının başında değerlendirmelerinin “şahsi görüşü” olduğunu açıkça vurgulamıştır.

Sayın Başkan’ın görüşlerine kısmen veya tamamen katılanların ya da katılmayanların olması ve bunların kamuoyunda tartışılması demokratik bir ülkede son derece doğaldır.

Ancak, Birliğimizin düzenlediği Konferans’ta, akademik bir ortamda yaptığı bir konuşmadan dolayı Sayın TBMM Başkanımıza yönelik saldırıların bir “fikir tartışması” yerine “siyasi linç”e dönüştüğüne esefle şahit olduk.

Eleştiri sınırlarını çok aşan bu çirkin saldırılar; ülkemizde düşünce özgürlüğünün ve demokrasi kültürünün bazı kesimlerde hala yerleşmediğini; bu bakımdan ülkemizin darbe, baskı ve zulümlere sözde gerekçe imkânı vermeyen, ifade, düşünce, inanç ve yaşam tarzı özgürlüklerinin en iyi şekilde korunduğu tam demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Aslında, bu Anayasa konusunu sizinle ayrıca konuşmak isteriz. Tekrar AYBİR’in bazı faaliyetlerine dönerek konuşmamızı tamamlayalım isterseniz. İslam dünyasındaki akademisyen ve yazarlar arasında iletişim ve işbirliğini geliştirmek amacıyla ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Bu alanda gerek kurum olarak Birliğimizin, gerekse Konsey (Birliğin yönetim organı) üyelerimizin -ki aralarında dünyayla ve özel olarak İslam dünyasıyla güçlü ilişkileri olan kişiler- ilişkide olduğu İslam dünyasında önemli akademisyenler var. Bu konuda somut bir çalışmamızdan bahsedeyim. AYBİR üyesi olmayan, çok sayıda önemli akademisyenlerimiz var. Tabii burada da büyük bir potansiyel var. Bu amaçla, birliğimizin misyon ve amacına uygun olarak, İslam dünyasının fikri ve ilmi potansiyelinin tesbit edilmesi amacıyla bir “Envanter Çalışması” başlattık. Bunun elektronik altyapısını oluşturma çalışmalarını yürütüyoruz.

İLİM VE BİLGİ EN ÖNEMLİ GÜÇTÜR

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz? AYBİR’e üye olmak isteyenler ne yapmalı? Bununla bitirelim isterseniz?

Son olarak, te’kiden şunu söylemek isterim. İlim, bilgi en önemli güçtür. Herkes her konuda eksiklikleri veya ihtiyaçları maddi, parasal konularda arar. Oysa asıl eksik olan, aranılacak, peşinde koşulacak olan ilimdir, akıldır, bilgidir. Bugün Türkiye’nin ve İslam dünyasının da temel problemi cehalettir. Bu noktada Müslüman ilim ve fikir adamlarına büyük görevler düşmektedir… İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği’nde de asıl olarak bu doğrultuda çalışıyoruz. Bu bakımdan herkesin desteğini bekliyoruz.

AYBİR’in üyelik sistemi nasıl işliyor?

AYBİR’e, Birliğin ulvi gayesini paylaşan herkes üye olabilir. İki referans gerekiyor. Başvuru şahsen yapılabileceği gibi internet üzerinden de yapılabilir. “http://aybir.org/uyelikformu.asp”den girerek üyelik başvurusu yapılabilir.

İlginiz için teşekkür ederim Yusuf Bey.

Bu vesileyle, sizlere teşekkür ederim. Ayrıca, okuyucularınızın, Milletimizin ve tüm İslam Âleminin Ramazan-ı Şeriflerini, Kadir Gecelerini ve Ramazan Bayramlarını tebrik eder, Yüce Allah’tan hayırlara vesile olmasını dilerim.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.